Film Görüş Haber

Gazeteci Aktan, Bilge Köyü katliamını anlattı: Çok boyutlu bir katliam

Bilge Köyü katliamı, yıllar sonra Emin Alper’in “Kurtuluş” filmiyle yeniden gündemde. Film uluslararası alanda övgü toplarken, devletin rolünü yeterince görünür kılmadığı ve şiddeti temsil etme biçimi nedeniyle Türkiye’de tartışma yarattı.

Mardin’in Bilge Köyü, 4 Mayıs 2009’da büyük bir katliama şahit oldu. O gün, çoluk çocuk demeden 44 kişi öldürüldü. Adeta toprak kanla yıkandı. Katliam, o dönem devletin 1985 sonrası PKK ile mücadele kapsamında hayata geçirdiği koruculuk sistemini ve güvenlik politikalarını tartışmaya açtı. Uzunca yıllar konuşulmayan bu katliam bir filmle yeniden gün yüzüne çıktı.

76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde (Berlinale) prestijli Gümüş Ayı Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan Kurtuluş filmi, Türkiye’de olumlu olumsuz bazı eleştirilere sebep oldu.

Yönetmen Emin Alper’in mekân kullanımı, karakterler aracılığıyla yarattığı gerilim ve trajediyi aktarma biçimi övgü topladı. Katliamın karmaşık sosyal ilişkilerini ve motivasyonlarını tek bir nedene indirmeden yansıtması beğenildi. Ancak “katliamda devletin doğrudan veya dolaylı rolünü yeterince vurgulamıyor,  koruculuk sistemi ve jandarmanın olaydaki olası rolü belirsiz bırakılmış, otoriterleşme ve şiddet Kürt karakterler üzerinden gösteriliyor” gibi eleştiriler de aldı.

Peki, Bilge Köyü’nde aslında ne yaşandı? Neden iki korucu köyü birbirine düşman kesildi? Kadınların ve çocukların dahi öldürülmesine yol açan bu vahşet, sadece gözü dönmüş bir sapkınlıkla açıklanabilir miydi? Film, 17 yıl önce bölgeye giderek olayları takip eden, katliamın haberlerini yapan gazetecileri nasıl etkiledi?

İrfan Aktan, katliamın ardından köye ilk giden ve filmi izleyen gazetecilerden biri.  O zaman Newsweek Türkiye dergisi için bu haberi yapmak üzere yola koyulmuş.  2 gün köyde kalarak yazmış haberlerini. o dönem köye girişlerde gazetecilerin zorluk yaşamadığını  jandarmanın bir engel çıkartmadığını anlatıyor.

İrfan Aktan Kurtuluş’un gösterime girmesiyle birlikte hareketlenen tartışmalara katılan isimlerden. Aktan’a göre, katliamın faillerinin motivasyonları, devletin güvenlik politikaları ve köydeki sosyal dinamikler gibi karmaşık ilişkiler filmde dokunaklı bir şekilde işleniyor ancak devletin olaydaki rolü tam olarak görünür değil.

Ama önce 5 Mayıs 2009’da, yani katliamdan bir gün sonra gittiği Bilge Köyü’nde gördüklerini, hissettiklerini dinleyelim:

“Köyde insanlar hâlâ şok içindeydi. Filmde köydeki herkes katledilmiş olarak gösteriliyor. Katliamı yapanlar Bilge Köyü’nde 44 kişiyi öldürdü.  Ancak katliamcıların hedefinin herkesi yok etmek olduğu açıktı. Yine filmde katliam dış mekanda gösterilse de, gerçekte düğün için namaza durulmuşken içeri girilip herkes öldürülmüştü. Ayrıca tabii ki yaşananlar bir kız çocuğunun tanıklığıyla öğrenilmedi. Katliama ilişkin çok fazla tanık ve delil vardı zaten. Filmde ise doğal olarak başka türden bir olay örgüsü kurmuş Emin Alper sonuçta bu bir film. Biz oradayken, olayın çok boyutlu olduğu izlenimiyle karşılaştık. Bunlardan biri petrol kaçakçılığıyla ilgiliydi. Korucuların petrol borusundan ek hat çektiği ve hırsızlık yaptığı iddiaları vardı. Jandarmanın bu durumdan haberdar olup olmadığı tartışılıyordu. Bana göre haberdar olmasalar bile göz yummaları söz konusu olabilirdi.

Olayda kadın meselesi ve toprak davaları gibi başka etmenler de vardı. Ancak en önemli meselelerden biri o zamanlar gündeme gelmemişti: Bilge Köyü katliamı yaşanırken Türkiye’de ilk çözüm süreci gizli bir biçimde yürütülüyordu. Oslo süreci olmasaydı, katliamı PKK’nin üzerine yıkmak çok daha kolay olabilirdi. Zaten Çelebi ailesi de başlangıçta bunu yapmıştı.”

Aktan, katliamın tek bir nedene bağlanamayacak kadar karmaşık ilişkiler ağı sonucunda yaşandığını, filmde de bu durumun iyi anlatıldığını düşünüyor. Filme haksızlık yapılmaması gerektiğinin altını çizmekle beraber eleştiriyi hak ettiğini de söylüyor:

“Özellikle devletin temsili ve orada devleti temsil eden jandarmanın tutumu, katliamla ilişkisi açısından tartışmaya çok açık bir konu. Gerçekte Bilge Köyü’nde devlet personelinin, yani jandarmanın, olaydan tamamen habersiz olduğuna dair bir sav ya da tez hiçbir zaman doğrulanmadı. Tersi de kesin olarak doğrulanmış değil.

KURTULUŞ BİR BELGESEL DEĞİL

“Film, Bilge Köyü katliamının belgeseli değil. Eğer yalnızca katliamı anlatma iddiasında olsaydı, o zaman katliamı, dava sürecini, öncesini ve sonrasını tartışmak anlamlı olabilirdi. Ama Emin Alper Bilge Köyü katliamını daha evrensel bir meseleyi anlatmak için esin kaynağı olarak kullanmış.

“Dolayısıyla film, Bilge Köyü katliamının birebir hikâyesini anlatmıyor. Emin Alper de bunu açıkça söylüyor; yani film bir belgesel değil. Bu yüzden oradaki olayla filmi doğrudan mukayese etmek, hem anlatıyı hem de gerçekliği tartışmaya açar hem de filme haksızlık olur.”

Aktan’ın bir diğer eleştirisi de filmde “otoriterleşme” ve “canavarlaşma”yı ezilen bir halk üzerinden, yani Kürtler üzerinden anlatılması üzerine:

“Katliamı yapanlar da, maruz kalanlar da Kürtler; bu doğru. Ancak onları canavarlaştıran ve mağduriyeti öne çıkaran unsurların nedenleri net değil. O köy boşuna silahlanmamıştı. Devlet, belli bir politika çerçevesinde Kürt köylülerini zorla silahlandırdı ve kendine bağladı, PKK’ye karşı savaştırdı. Zaman zaman bu silahlar yalnızca PKK’ye değil, devlete destek vermeyenlere karşı da kullanıldı. Filmde devletin bu faaliyetini doğrudan görmüyoruz; sadece hissettiriliyor.”

Filme yönelik eleştirilerin özellikle Kürtler tarafından yapılmasına ilişkin olarak Aktan şunları söylüyor:

“Sinemada kurduğunuz temsillerin hakikatle ilişkisine insanlar bakmaz; sinemanın kendisi de bir hakikat kurar. Bu ülkede ve hâlâ çekilen sayısız film ve dizide, Kürtler aleyhine anti-Kürt duygular besleniyor. Kürtlerin bu film ve dizilere ciddi bir tepkisi var. Sanırım artık bu tür temsillere tahammülleri çok azaldı. Meseleyi biraz da buradan görmek gerekiyor. Emin Alper çok iyi bir yönetmen ve bu hikâyede tamamen bir acemilikten ya da başarısızlıktan söz edemeyiz. Fakat dediğim gibi, bazı konularda kurulan temsiller, Bilge Köyü katliamı dışında düşünüldüğünde sorunlu.”

 

 

Vedat Yalvaç

Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Gazeteciliğe, 2013 yılının sonunda Hayat Televizyonu'nda başladı, Evrensel Gazetesi ile devam etti. 2019 yılında bir süre bağımsız gazetecilik yaptı. Daha sonra yaklaşık bir yıl Cem TV'de çalıştı. Üç buçuk yıldır Halk TV'de haber editörü olarak çalışıyordu. 2 Mart 2026'dan bu yana serbest gazetecilik yapıyor.

Journo E-Bülten